8 Kasım 2009 Pazar
Psikiyatri
uzmanı katliam yaptı
6 Kasım 2009: ABD’nin Teksas eyaletinde Irak ve Afganistan cephelerine askeri
sevkiyatların yapıldığı Fort Hood üssünde ordunun
Filistin asıllı psikiyatri uzmanı cinnet geçirerek katliam yaptı.
39 yaşındaki Binbaşı Nidal Malik Hasan önceki akşam silahla etrafı tarayıp biri
polis, 12’si asker 13 kişiyi öldürdü, 31 kişiyi yaraladı. Müslüman kimliğiyle
alay edilmesinden mustarip binbaşı ay sonunda Afganistan’a gönderilecekti.(1)
Katliam sabahı
Hasan, katliam sabahı, yerel
saatle 06:20’de, üs içindeki süpermarketten patates
kavurması ve kahve alırken görüntülendi. Filistin asıllı olan ABD doğumlu
Müslüman subay, geleneksel Arap entarisini (dişdaşasını)
giymiş ve takkesini takmıştı. Marketin kendisi gibi Arap asıllı olan sahibiyle
sohbet ettikten sonra dışarı çıktı. Neşeli görünüyordu.(2)
Amok koşucusu
Hasan, tam 7 saat sonra
gerçekleştireceği katliam için, Irak ve Afganistan’dakiler başta olmak üzere
ABD dışındaki üslere gönderilen askerlerin son muayenelerinin yapıldığı Askeri
Hazırlık İşlem Merkezi’ni seçti. Silah taşımanın yasak olduğu binaya, biri yarı
otomatik olmak üzere iki tabanca getirmişti. Üstünde doktor önlüğü vardı. “Allah
ü Ekber” diye bağırarak aniden çevreye rastgele ateş
açtı.(2)
Bir ordu yetkilisi, ölü ve
yaralılardan bazılarının, üsteki diğer askerlerin saldırgana karşılık verdiği
sırada “dost ateşi” ile vurulmuş olabileceğini belirtti. (2)
İnançlı bir Müslüman
ÜS yakınlarındaki Silver Spring Müslüman Cemaat
Merkezi’nin imamı Feyzul Han, Hasan’ın “çok dindar”
olduğunu, günde en az bir kez namaza geldiğini, cuma namazlarını da
aksatmadığını söyledi. Hasan “Dini sorular sorardı. Ama aşırılıkçı yanı yoktu”
dedi. Evinin kapısının üstünde besmele asılıydı.
Genelde askeri kamuflajla namaz kılan Hasan’ın fazla arkadaşı yoktu,
bekârdı ve merkezin çöpçatanlık bölümüne başvurmuştu. Hasan, başvurusunda,
“sakin ve içine kapanık” olsa da, kendisini “komik, müşfik ve samimi” olarak
gördüğünü belirtmişti. Kışla içindeki süpermarketin sahibi olan Arap arkadaşına
da sık sık “kısmet aradığını” söylerdi.
Ancak arkadaşları, Hasan’ın
“mutlaka beş vakit namazında bir kız istediğini ve bu yüzden bir türlü eş
bulamadığını” belirttiler. (2)
Felaketin başlangıcı: Ford Hood’a
tayini çıkıyor
Ford Hood’a
gönderilmeden önce Hasan’ın iş verimliliği yetersiz bulunmuştu. Hasan’ın
teyzesi Noel Hasan isimli hanım, yeğenin ordudan ayrılmak istediğini söyledi.
“11 Eylül saldırısından beri
Müslümanlara tacizkar davranıldığı için orduda kalmak
istemediğini söylemiştir” dedi.
Amerikan Ordusu sözcüsü ise
böyle bir durum olmadığını açıkladı. (3)
Hasan, Temmuz 2009 tarihine
kadar Amerikan Ordusuna ait Walter Reed Sağlık Merkezinde çalıştı. Walter
Reed 457 bin metrekare üzerinde 113 bin metrekare
kapalı alanı, bir hastane ve çevre tesisleri ile devasa bir sağlık merkezidir.
Washington’daki tesislerin 5500 tane hasta odası vardır. Temmuz ayında Hasan,
bu sağlık merkezinden, Ford Hood askeri üssüne gönderildi.
(3)
Kökeni
Hasan kendini Filistin kökenli
olarak görüyordu. Ailesi Batı Şeria’dan göç
etmişti. Hasan Virginia’da (A.B.D.)
doğdu. Virginia’da William Fleming Lisesini bitirdi. Liseden sonra Amerikan
Ordusuna katıldı. Fakülteye girinceye kadar sekiz yıl boyunca orduda kaldı.
Virginia Teknik Okulunda Biyokimya bölümünü bitirdi. Washington bölgesindeki Bethesda yerleşim biriminde Sağlık Bilimleri Uniformed Services
Üniversitesinde tıp okudu ve doktor oldu. (3)
Travma ve felaket doktoru
Amerikan Ordusuna ait Walter Reed Sağlık Merkezinden
psikiyatri uzmanlığını aldı. Ayrıca Felaketleri ve travmayı
önleyici psikiyatri konusunda bir sertifika aldı. Hasan’ın bekâr olduğu biliniyor. Eski bir
komşusu onun iki oğlu olduğunu ama karısını görmediğini söylemiştir. Hasanın
anne ve babası, 1998 ve 2001 de öldü. Bu ölümler Hasan’ı daha fazla dine
yöneltti. (3)
11 Eylülün gölgesinde
Psikiyatri eğitimi sırasında
Hasan’ın şöyle söylediğini öğrenciler duymuş: “Ben öncelikle bir Müslüman’ım
sonra bir Amerikalıyım”. Bir öğrenci Hasan’ın mevcut savaşı Amerikan’ın İslam’a
karşı savaşı olarak yorumladığını bildirmiştir. Hasan’ın kuzeni Nader Hasan, Virginia’da avukatlık yapmaktadır. Nader, kuzeninin Afganistan ve Irak’taki savaştan
dönenlerin öykülerini dinledikten sonra savaşa karşı olduğunu anlatmıştır.
Federal yetkililer yaklaşık
altı aydır Hasan’dan kuşkulanıyordu. Yetkililere göre Hasan intihar bombaları
veya diğer saldırı biçimleri ile ilgileniyordu. (3)
Afganistan görevi
Ordu yetkilileri Hasan’ı 28
Kasımda Afganistan’a göndermeye karar vermişti.
Kuzeni Hasan’ın anne, babasının
ölümünden sonra daha çok dine yöneldiğini söylemişti. Ama demiştir, benim
yanımda hiç Amerikan Ordusuna karşı görüşler söylemedi. Böyle bir görüşünün
olduğunu ben bilmiyorum. Kuzeni, ordudaki arkadaşlarının Hasan Filistin kökenli
olduğu için onunla dalga geçtiklerini, tacizkar
davrandıklarını söyledi. Bundan dolayı Hasan’ın kendine bir avukat tuttuğunu ve
ordudan ayrılmaya çalıştığını anlattı. (3)
Sıtma aşısının yan etkisi mi?
Üsteki meslektaşı Albay Terry Lee ise Irak ve Afganistan’da işgalcilere direnmek
gerektiği görüşünü gizlemediğini, Obama seçilince umutlansa da daha sonra hayal
kırıklığı yaşadığını söyledi.
Hasan’ın savaşa giden askerlere
yapılan sıtma aşısının yan etkisiyle çıldırmış olabileceği de iddia edildi.
2002 yazında Kuzey Caroline’da üç askerin eşlerini
öldürmesinin ardından Vanity Fair’de
çıkan yazıda, askerlere verilen Lariam’ın paranoya,
psikoz, halisünasyon gibi yan etkileri olduğu öne
sürülmüştü.(1)
Kurbanlar
Saldırının sonucu 13 kişi öldü.
13 kişiden beş kişi elli yaşın üstündeydi.
62 yaşındaki Michael Cahill sağlık görevlisiydi, doktorların asistanlığını
yapıyordu.
52 yaşındaki Eduardo Caraveo bir psikologdu.
Yetmişli yıllarda Meksika’dan göç etmişti. Ergenliğinde kötü bir İngilizcesi
vardı. Daha sonra üniversite okumayı başardı.
56 yaşında olan John Gaffaney, psikiyatri bölümünde çalışan bir sağlık
görevlisiydi. Cinsel saldırıya uğramış veya ihmal edilmiş insanlara yardım
etmeye çalışıyordu.
51 yaşındaki Russell Seager, akıl (mental) problemi olan gazi askerler ile çalışıyordu.
55 yaşındaki Bayan Juanita L. Warman orduda hemşire
olarak çalışıyordu. (4)
Hasan’ın bilinçdışı ve kurbanlar
Katil neden bu kişileri
öldürmüştür de başka kişileri öldürmemiştir?
Daha önce Columbine
Lisesi katliamı yazısında belirtmiştim, kurbanlarının kimler olduğuna
bakılarak, katilin bilinçdışı anlaşılabilir.
Benim kişisel görüşüm, tesadüf
gibi görülen bu seçimin psikolojik bir anlamı olduğudur. Columbine
Lisesi katliamında, hedef olarak, çekingen öğrenciler, sporla ilgili öğrenciler
ve kilise ile ilgili öğrenciler seçilmişti.
Hasan’ın yaptığı katliamda ise,
Hasan’ın öfkesinin önemli bir kısmı elli yaşın üzerindeki insanlara
yönelmiştir.
Üstelik bu ellisinin üzerinde
olan insanların çoğu sağlıkçıdır.
Bu üst orta yaş grubu insanlara
yönelik öfkenin, temelinde anne ve babaya yönelik bilinçdışı bir öfkenin
yattığını düşünüyorum.
Kurbanlar sağlıkçı oldukları
hatta bazıları psikiyatri alanında çalıştığı için katile yakın durmaktadır.
1- Öfke anne ve babaya
yöneliktir.
2-Katil kendine benzer kişilere
saldırır, yani öfkesi aynı zamanda kendine yöneliktir.
İkinci kuşak göçmenler
Dr. Nidal
Malik Hasan ikinci kuşak göçmendir. Anne ve babası Filistin’den Amerika’ya göç
eder.
Birinci kuşak göçmenler,
kimliklerini korumak için daha içe kapalı, muhafazakâr bir psikolojik pozisyonu
yeğlerler.
Hükümetler bazen eleştirir.
“Bizim ülkemize geliyorlar ama dilimizi öğrenmek istemiyorlar. Kültürümüzü
öğrenmek istemiyorlar”. Bu görüş bir haklılık taşır. Ama göçmenlerde de yutulma korkusu vardır.
Bu korkunun örneğin Almanya’ya
giden Türk işçilerinin macerasını anlatan Tunç Okan’ın Otobüs adlı filminde çok iyi anlatıldığını düşünüyorum.
Bir insanın bu hayatta sahip
olduğu en önemli “serveti” onun
kimliğidir. Dolayısı ile kimliğinin kaybolacağına dair bir kaygıyı ciddiye
almak gerekir.
İkinci kuşak göçmenler, birinci
kuşaktaki anne-babaları kadar “eski” kimliklerine sahip çıkmazlar. Onlar bir
şekilde içinde doğup büyüdükleri topluma daha güçlü bağlarla bağlanırlar.
İçinde doğdukları topluma anne ve babalarına göre daha iyi uyum sağlarlar.
Paranoyaları daha azdır.
Üçüncü kuşakta bu bağlanma
iyice güçlenir. Üçüncü kuşak ile birinci kuşak arasında ciddi bir uyum farkı
ortaya çıkar.
İkinci kuşak bu anlamda bir
ikilemler kuşağıdır. Karmaşa ve çelişkilerin yoğun yaşandığı bir kuşaktır.
Neden anne-babaya yönelik bilinçdışı öfke?
Anne babaya yönelik bilinçdışı
öfke, psikolojinin kurgusal ve uyduruk pek çok iddiasından biri olabilir mi?
Bu iddia için ciddi bir kanıtım
olduğunu düşünüyorum. Hasan, lise sonrası Amerikan Ordusu ile kişisel geleceği
arasında somut bir bağ kurmuştur. Amerikan Ordusunu seçmiştir. Bu anlamda ordunun onu koruyup kollayacağı ve
besleyeceğini düşünmüştür. Ordu ideal bir anne-baba olarak sembolize
edilmiştir.
Ama yıllar geçtikçe, özellikle
2001 den sonra hem Amerikan Ordusu hem Hasan değişmiştir.
11 Eylül saldırısı sonrası
Amerikan Ordusu radikal İslamcıları bir tehdit unsuru olarak görmeye
başlamıştır.
Siyasi bir olay mı?
Ben bu olaydaki siyasi
nedenlerin ikinci dereceden önemli olduğunu düşünüyorum. Esas neden, Nidal Malik Hasan’ın yaşadığı kişisel karmaşanın öfkeli bir
intihar ile sona erdirilmesidir.
Öfkeli İntiharlar
Öfkeli intiharlar konusu
giderek daha fazla gündeme geliyor ve daha fazla incelemek ihtiyacı
hissediyoruz. Klasik bir intihar vakasında nefret duygusu kişinin kendi
içindeki değersiz egoya (benlik/ kişilik) yönelir.
Bu öfkeli intiharlarda ise
nefret duygusu önce dışarıya çevreye yöneltilir, çevre kişiyi yok edilmesi
gereken biri olarak görür. Çevredeki insanlar o kişiyi yok eder.
Dolaylı yoldan intihar gerçekleşir.
Büyük başarı
Nidal Malik
Hasan bir göçmen çocuğu olarak Amerika’da çok büyük bir başarı göstermiştir.
İçimizdeki çatışma, içimizdeki nevrotik enerji
kaynağı bizi başarıya götürür. Hırslı, girişken ve enerjik bir insan oluruz.
Ama aynı zamanda içimizdeki bu nevrotik enerji
kaynağı patlamaya hazır bir bomba olarak her an içimizde kalır.
En önemli nokta
Hasan için en önemli noktanın
2001 yılında anne ve babasının ölümü ile 11 Eylül olaylarının çakışması
olduğunu düşünüyorum. Anne babasının kaybından sonra Hasan dine yönelir. Bu
Filistin kökenine ve anne babasına bağlılığını gösterir. Ama tam bu esnada 11
Eylül olayı gerçekleşir.
Hasan, Amerikan toplumuna entegre olmak (bağlanmak) ve eski kültüründen (anne-baba)
vazgeçmemek gibi bir ikilemi yaşamaya başlar.
Hasan’ın yaşadığı bu ikilemi
kabaca ve basit bir şekilde kavrayabiliyoruz. Çünkü henüz çok az bilgiye
erişebildik. Ama bu bulgumuzun önemsiz olduğunu göstermez. Yani burada anne
babaya yönelik duygu akışının (aktarımın), bir karmaşa taşıdığını ve bu
karmaşanın Dr. Hasan’ın ölümüne neden olduğunu düşünüyorum.
Hasan fiziksel anne babasına
bağlı olma, sadakat gösterme yolunu tercih etmiştir. Ama böyle yaparak sembolik
anne-babaya yani Amerikan Ordusuna ihanet etmiştir. Dolayısı ile her halükarda anne
ve babaya karşı bir ihanet olacağı için son tahlilde şiddeti kendine yöneltmiş
ve dolaylı bir şekilde intihar etmiştir.
Bu yaşanılan içsel karmaşanın
yeni bir boyuta taşınarak “medeni bir şekilde” çözülmesi gerekirdi. Örneğin terapi ortamında bu karmaşa çözülmeye çalışılabilirdi. Ama
bu karmaşayı çözmek maalesef mümkün olmamıştır. Karmaşa katliama neden
olmuştur.
Cinnet geçirme
Bu olayın nedeni, sıtma aşısı,
geçici çıldırma/cinnet durumu (psikotik eksitasyon), manik-depresif hastalık, bir zehirlenme vs olabilir. Henüz bilgi
sahibi değiliz.
Eğer durum böyle ise bile,
psikolojik varsayımlarımızın yanlış olduğunu düşünmeyiz.
Ama eğer böyle hastalık ile
ilgili bir durum varsa gerçekliği değerlendirmemizin içine bu durumu da katmak
zorundayız.
Bu durumda, hastalığın, madde
kullanımının, zehirlenmenin vs. bu psikolojik dinamikleri harekete geçirdiği,
tetiklediği söylenebilir.
Yani psikolojik yapısı aynı
olan iki insandan biri katliam yaparken diğeri yapmayabilir.
Ama geçici bir çıldırma/cinnet
durumu yaşayan iki insandan da biri katliam yaparken diğeri yapmayabilir.
İnsanın davranışları söz konusu
olduğunda belirleyici olan, temel olan insanın derin duyguları ve kendilik
bilinci, kimliği, kişilik yapısıdır.
Örneğin sarhoş olan insanın,
içinde zaten var olan bazı duyguları ortaya çıkardığını hepimiz biliriz. Ama
yine de sarhoş bir insanla ayık bir insanı bir tutamayız.
Psikiyatristler ve klinik psikologlar
Klinik olarak psikoloji ile
uğraşan kişilerin içten içe yanma, tükenme, yorgun düşme durumu ile
karşılaşmaları olasılığı az değildir.
Özel terapistler
hastalarından para aldıkları ve görüştükleri kişi ile “dışarıdan” bir ilişki
kurdukları için, psikolojik karmaşayı tamponlayacak özel alanlar yaratmayı
başarırlar.
Kurum psikiyatristlerinin
veya psikologlarının durumu daha zordur. Kurum yöneticileri, kurum çalışanları
ve terapist bir aile gibi iç içe yaşar. Ödül alma ve
sınır koyma refleksleri zayıflar.
Terapist görüştüğü kişi ile
yoğun bir duygusal aktarım ilişkisine girer.
Bu ilişki çoğu zaman terapist için de olumlu bir anlam taşır.
Ama terapist
ve görüşmeye gelen kişi arasında kuralsız ve sınırları belirsiz bir ilişki
varsa, karşılıklı ödül sistemi çalışmıyorsa, aktarım ilişkisi negatif bir
karakter kazanır.
Kurum yöneticilerinin eğitimi:
Kurum yöneticilerinin
psikiyatri bilimi hakkında kısa eğitimler (kurslar) almasının önemli olduğunu
düşünüyorum. Yöneticiler kural koyucu oldukları için, psikiyatri uzmanına,
problem çözme konusunda ciddi yardımda bulunabilirler.
Örneğin, bir kurum yöneticisi
Ahmet Bey’e öncelik sağlayarak psikiyatriste
göndermiştir. Ahmet Bey pek çok kuralı ve sırada bekleyen kişileri atlayarak
doktor ile görüşmeye gitmiştir. Bu şekilde psikiyatriste
giden Ahmet Bey tedaviye 1-0 yenik başlamıştır. Psikiyatristi ve hastayı koruyan kurallar yok sayılmıştır.
Psikiyatri uzmanları ve klinik psikologlar sosyal bir ağa
ihtiyaç duyar
Terapistlerin kendilerini
korumalarının önemli bir yolu da meslektaşları ile sürekli bir alışveriş içinde
bulunabilmeleridir. Yalnız kalan, izole olan bir klinisyenin
içindeki pusula sistemi hata vermeye başlar.
Psikiyatri ve klinik psikoloji diploması veren kurumlar
Terapistlerin kendilerini
anlama kapasitelerinin yükseltilmesi eğitimlerinin bir parçası olmalıdır.
Klinik alanda çalışacak kişilere bu izni veren kurumlara önemli bir sorumluluk
düşüyor.
Örneğin eğitimi çok iyi bir terapist, 50 dakika yapması gereken bir seansı 90 dakikaya
uzatabilir. Bu ciddi bir hatadır. Terapist kontrata uymamıştır. Bu durumda terapistin aldığı eğitim pratik alana yansımamıştır.
Dolayısı ile terapi ilişkisini görüştüğü insan için ve
kendisi için yararlı bir hale çevirmeyi başaramaz.
Kubilay Boğoçlu
Psikiyatri Uzmanı
1) Radikal gazetesi haberi
2) Mynet
internet sitesi haberi
3) Wikipedia
açık ansiklopedi (İngilizce)
4) CNN (İngilizce) sitesi