|
PSİKİYATRİ ve HAYAT |
Güncelleme 19 Mart 2012 Pazartesi |
|
psikoterapi, tıp, psikiyatri,
psikoloji, sanat, edebiyat, felsefe, antropoloji, tarih yazıları… |
|
|
Dış dünyaya ve
insanlara duygu aktarımı yapmanın önemi Kayıp annenin izinde Bayan M. her gittiği yere yiyecekleri ile gidiyordu.
Kendisine ikram edilen yiyecekleri beğenmiyordu. Bay T. yalnızca kendi annesinin ve eşinin yaptığı
yemekleri yiyebiliyordu. Bayan S. misafirliğe gittiği kız arkadaşının evinde çok
sıkıntılı bir 24 saat geçirmişti. Hiçbir yiyeceği yiyememiş, doğru düzgün bir
şey içmemişti. Bütün bu örneklerde anne-çocuk ilişkisinde bir sorun
olduğunu sezeriz. Bayan M. “kendi annesini yanında taşımaktadır. “ Bay T. çok özel insanlar dışında kimseye anne rolü
vermek istememektedir. Bayan S. kız arkadaşına anne rolü vermek istemiş, ama
bunun imkânsız olduğunu görmüştür. Yansıtma ve özdeşleşme “Benim oğlum çok
çalışkan!” dediğimizde, çocuk gerçekte çalışkan bir öğrenci değilse, oğlanı
çalışkan bir öğrenci havasına sokmak isteriz. Bu yaklaşımı benimseyen birçok
ebeveyn vardır. Yaramazlık yapan bir kız için bazı anne babalar “Benim
kızım çok uslu” diyebilir. Bu yaklaşım kısmen işe de yarar. Kız kendinin uslu
olduğuna en azından bir süre için inanır. Biz bu davranış modeline ROL VERME diyelim. Rol verme çoğu zaman bilinçdışı olur. Rol verme
sırasında bir duygu aktarımı gerçekleşir. “Delilik” ve yansıtma Ahmet, Ali ye hırsız muamelesi yapar. Ali bir an gelir
ki kendinin hırsız olduğuna inanır. Bilinçdışının bu şekilde bir tepkisi olduğunu biliyoruz.
1.
Karşımızdaki insana bir rolü (bu örnekte hırsızlık) yansıtırız. 2.
Karşımızdaki insan bu rolle özdeşleşir. Bu rolü (hipnotize edilmiş
gibi) kabul eder. Ahmet’in malı çalınmıştır veya çalınmış zannetmektedir.
Ahmet, Ali’yi hırsızlıkla suçlar. Ali kendini hırsız olarak hisseder. Saçmalayan bir insan size katil rolü veya bir kurban
rolü verebilir. Siz bu saçma düşünceye bir yere kadar direnirsiniz. Bir
yerden sonra size verilen bu rolü oynama başlarsınız. Bu artık sizin de
saçmalaya başladığınız bir andır. Paylaşılmış bir “delilik” durumudur. Bu döngü; saçma duyguların özdeş olan kişiye
yansıtılması ve karşısındaki kişiyi o rolün içine çekme şeklinde ilerler. Anne rolü verme Ayşe, arkadaş grubu ile tatile gider. Grup içindeki
kızlardan Hatice’ye anne rolü verir. Ama Ayşe bunu bilinçdışından yaptığı
için durumu tam olarak anlayamaz. Yaşadığımız bütün ortamlarda anne aktarımı yapmak
zorunda kalırız. Bu aktarım, hava gibi su gibi bize gereklidir. Aktarım yapmamız gereken 4 örnek- temel tip 4 temel örnek tip olduğunu düşünebiliriz. 1-
cinsellikten arındırılmış kadın=anne 2- cinsel kadın 3- cinsellikten
arındırılmış erkek= baba 4- cinsel erkek. Bu dört örnek-tip üzerinden yaşadığımız aktarımın her
ortamda var-olması gerekir. Anne imajı= dış dünyada haz alabileceğimiz, iç gerilimin
düşük olduğu alanlardır. Anne imajı bizi haz (olumlu tüm zevkler) alanına
hapseder. Baba imajı= kurallar bütünü veya iktidarıdır. Baba imajı
bize hazza götüren yoldur. Haz alanına “girip çıkmamız sağlar”. Cinsel erkek veya kadın= rakip veya eş olacak
kutuplaşmış insandır. Bu dört örnek tip aktarımını ayrı ayrı
yapmayız, hepsi bir anda bir ilişki içinde var olur. Hepsi aynı kişiye
yönelir. Günlük yaşamda “sevgilisini annesi gibi görüyor, babası
gibi görüyor” derken bu dört temel imajdan birinin ön planda olduğunu
söyleriz. Anne aktarımını yapmak için: Anne
imajını yansıtabileceğimiz bir özne veya nesne olmalıdır. Yemeklerinden
hoşlandığımız bir lokanta ve lokantanın bazı garsonları, sevdiğimiz bir
arkadaşımız, bir evde yaşayan bir kaç kız, bir evde yaşayan bir erkek ve bir
kız gibi bütünlükler, anne imajını yansıttığımız nesneler olabilir. Anne
imajını dış dünyada “görmemiz” sürecin sadece başlangıcını oluşturur. Daha
sonra bu nesnelere anne rolü veririz. Bu bilinçdışı bir süreçtir. Eğer
karşımızdaki nesne anne rolünü kabul ederse o zaman yansıtma ve özdeşleşme
süreci tamamlanır. Bu nesneler, örneğin Hatice anne rolünü kabul ederse süreç
“sağlıklı bir şekilde” çalışmaya başlar. Karşımızdaki nesne anne rolünü kabul ettiğinde anne
aktarımı harekete geçer. Eğer yaşadığımız bir ortamda anne imajına duygusal bir
aktarım yapamazsak o ortamda var olamayız. Aynı şekilde yaşadığımız ortamda baba aktarımı da
yapmamız gerekir. Bu aktarım şekilleri temel olarak ROL VERME ile olur. Aktarımının yarım kalması Aktarımın yarım kalması (Örneğin anne aktarımının yarım
kalması) bir ilişkiyi sekteye uğratacaktır. Örneğin Fatma’nın erkek arkadaşı Tolgay’dır.
Tolgay Bey annesi ve kız kardeşleri ile Fatma
Hanımı tanıştırmaz. Tolgay sürekli Fatma Hanımın
bulunduğu semte gelir. Fatma Hanımın evine gelir. Ama Fatma erkek arkadaşının
bulunduğu semte gitmez, evine gitmez. Bu ilişkide bir asimetri vardır. Bu ilişki şeklini bir örnek olarak alırsak, bu örneğe
uyan çok sayıda ilişki olduğunu görüyorum. Bu ilişkideki önemli bir sorunun, Fatma’nın, Tolgay’ın dünyasına anne
aktarımı yapamaması olduğunu düşünüyorum. Kadın erkek ilişkisinde, kadının erkeğe anne aktarımı
yapması, erkeğin evine giderek, erkeğin ablası ile iyi ilişki kurarak,
erkeğin annesi ile iyi ilişki kurarak, erkeğin bir kuzeni veya bir kız
arkadaşı ile iyi ilişki kurarak, bütün bunlar yoksa erkeğin ona yemek yapması
ile vs vs. çok çeşitli formlar içinde olabilir. Anne aktarımı olamıyorsa, bu durum 1-Hem Fatma Hanımın annesi ile ilişkisinde bir problem
olduğunu, 2- He de Tolgay Bey’in kendi
annesi ile ilişkisinde bir problem olduğunu gösterir. Anne aktarımının olmadığının en önemli kanıtı ilişkide
yaşanan beslenme ile ilişkili (oral) yoksunluk duygusudur. Kendini gerçekleştiren insan İnsan psikolojisi bilinçli (ve daha çok bilinçsiz) bir
senaryo üretim yeridir. Bu senaryo, ne zaman evleneceği, ne zaman çocuk
yapacağı hatta ne zaman öleceği şeklindeki varsayımlardan oluşur. İnsan bilinçdışı içindeki bu senaryoyu gerçekleştirmeye
çalışır. Senaryonun gerçekleşmesi için etrafımızdaki insanlara
rol veririz. Dış gerçeklik bizi figüran yapmak isterken, biz kendi
hayatımızın başrolünü oynamak isteriz. Bu önemli bir çatışmamızdır. Kayıp anne’nin esrarı Tek-yalnız yaşantılarda kapalı bir haz alanı
oluşturulur. Kişi anne aktarımını yapamaz, anne-haz alanını içinde
hapis kalır. Anne aktarımının yapılamaması şüphesiz baba aktarımında
ve diğer iki temel aktarımda da bir sorun olduğunu gösterir. Alkol almak, madde kullanmak, mastürbasyon yapmak,
amaçsızca yemek yemek, bilgisayar oyunu oynamak vs.
bu kapalı alanının sürdürülebilirliğini sağlar. Kapalı bir haz alanı, hem kişiyi korur, hem de kişiyi
yoğun bir kaygının içine iter. Kapanmış bir insan dış dünyanın acı verici deneyimlerine
karşı kendi basit haz kaynakları ile direnmeye çalışır. Kapanmanın basit bir sonucu da rol verme ilişkisinin minimalize olmasıdır. Kişinin 4 örnek-tip aktarımını yapacağı
nesneler fakirleşmiştir. Dr.Kubilay Boğoçlu Psikiyatri Uzmanı 19 Mart 2012 Pazartesi |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|